8 Şubat 2012 Çarşamba

Aşka Aşık Olmak ya da Olmamak...

Can Dündar'ın Bağlanmayacaksın şiirini okuyup da etkilenmeyen bir insan olduğuna inanmıyorum; en fazla etkilendiğini itiraf etmeyen insan olabilir. Her yeni hayalkırıklığında kendine söz verirsin 'evet abi bağlanmayacaksın kimseye, hiçbir şeye' diye. Aradan zaman geçer, hayalkırıklığının yok olduğunu zannetsen de aslında yok olmaz. Ama küllenir, üstü tozlanır... Ve birgün içinde tekrar yeni bir insanın, yeni bir varlığın heyecanının yeşermesini umarsın. Ki, yeşerir... Önceki hayalkırıklığından aldığın dersler elbet vardır ama unutursun bütün sövdüklerini. Tekrar başlarsın, tekrar seversin ve tabii ki tekrar bağlanırsın (biri söz mü demişti?).  O'nun sana hissettirdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmeyeceğin müthiş ve aynı oranda da tehlikeli dönem başlamıştır artık. Başına kötü bir şey mi geldi? Hemen O'nu düşün, O'na dokun. Aşk öyle bir şey ki, insana aynı anda dünyanın hem en büyük mutluluğunu hem de en büyük kederini yaşatabilecek belki de tek duygu. Bir önceki yıkımından sonra bin bir güçlükle yeniden dirilttiğin iç dünyanı çökertmek için bazen O'na dair zerre kadar bir olumsuzluk yeterlidir. 
Aslında her aşk biter. Bazen yerini sevginin başka bir evresine bırakır, bazen de tamamen yok olur gider. Yani aslında sonucunu önceden bilirsin ama görmek istemezsin. Ve en kötüsü zamansız bitişlerdir. Bazen öyle zamansız biter ki, suyun üstünde zıplarken altında deniz bulamayan balık gibi kalırsın ortada. Evet, tahmin edebileceğin gibi tek başına beton zemine toslarsın. O andan sonra artık en büyük düşmanın ne O'nun kendisidir ne de bir başkası; artık en büyük düşmanın eşyalardır. Acaba gerçekten eşyalar mı O'nu hatırlatıyordur yoksa zaten aklında başka bir şey mi yoktur? Ve ne kadar çok anınız olduğunu fark edersin. Sahiden de bu kadar şey olmuş muydu ya? Sonra aklına yine 'Bağlanmayacaksın' şiiri gelir. Bu seferki okuyuşunda 'bağlanmadan da olmaz ki, o zaman ne anlamı kaldı' diyenlerdensen hoşgeldin; sen de tek bir  varlığa değil; aşka aşık olanlardansın. İnsan böyle bir yazıyı okurken ya da yazarken pek çok farklı varlığa duyduğu aşkı düşünebilir. Mesela siz neyi, kimi düşünerek okudunuz bilmiyorum ama ben hayvanlara duyduğum aşktan ve maalesef ki bir kaybımdan sonra bunu yazma ihtiyacı duydum. Bazı bitişlerin önüne geçemiyoruz ve böyle anlarda insanın tek avuntusu geriye bakıp düşündüğünde kaybettiğiyle geçirdiği zamanların ne kadar dolu dolu olduğu oluyor. Bugün 3 yıllık minik bir dostumu kaybettim. Bundan sonra bağlanmaya ve büyük olasılıkla kaybetmeye de devam edeceğim. Odamın bir sonraki minik konuğu kim olacak göreceğiz.

7 Şubat 2012 Salı

“Mutlu edemeyeceksen meşgul de etmeyeceksin.”



Bazen içinde bir duygu olur ve onu anlatabilmek için dünyadaki bütün kelimeleri kullanman gerektiğini, yoksa eksik kalacağını düşünürsün. Sonra bir bakarsın ki senin yerine bir başkası onu birkaç basit kelimeyle anlatıvermiş. Buradaki "bir başkası" Özdemir Asaf. Söz ne kadar basitmiş gibi görünse de maalesef çoğu insan için uygulaması aynı şekilde olmuyor. Küçükken ablamın okuduğu bir kitap dikkatimi çekmişti. Kitabın kapağında psişik vampirlerden, yani enerjimizi emen insanlardan bahsediyordu. Eminim hepimizin hayatında var bu vampirler. Hadi onlar gitmek nedir bilmiyor, peki biz neden onlara git demeyi beceremiyoruz.? Bu vazgeçemeyişi bir sürü 'çünkü' ile açıklıyoruz. Çünkü aşık oldum, çünkü çok alıştım, çünkü ilkokuldan beri arkadaşız... Bence asıl sebep göze alamıyor olmak. Cesaret edememek, sonrasını tahmin edememek... Sonra, bedenin bu dünyada gerçeği yaşarken, ruhun hayallerde başka bir yerde, başka insanlarla daha mutlu olduğu bir hayat yaratır. Daha sonra mı? Uyanırsın. Üstelik psişik bir vampirin mesajıyla.

5 Şubat 2012 Pazar

bir şeyin ‘ilk’ olması

‘İlklerin stresi’ diye bir şey kesinlikle var. konu ne olursa olsun fark etmez, eğer bir şey ilkse orada sıkıntı vardır. misal şu an! tak tak yazı yazan insanım, şimdi iki kelime attırmak bile zor geldi iyi mi? hayır insan istiyor ki hemen birkaç kelimede seni en iyi özetleyen lafı patlat! yooook gelmez aklına… ama bir şeye başlıyorsam da şununla başlamak isterim: everything you can imagine is real. ilk bakışta bu ne optimistlik, öyle şey mi olur diye düşünmüyor değil tabii insan. ama sonuçta gözünü kapadığında hayal ettiğin şeyi, o yeri, o insanı hissedebiliyorsan bu sözün doğruluğunu nasıl inkar edebilirsin dimi? tabii dibine kadar realistim arkadaş diyenlerden dışarı bu sözlerim. bak bunları yazarken bile hayalim geldi benim acele kaçmam lazım, paralel evrende bekleyenim var!